FOTOGRAF GALERİSİ
 
SAĞLIKLI BİLGİLER
 
FAYDALI LİNKLER
Aile Hekimi Öğren
İstanbul Sağlık Müdürlüğü
T.C.Sağlık Bakanlığı
ONLİNE  RANDEVU
Bakırköy Sadi Konuk Devlet Hastanesi    Online Randevu Sistemi
İstanbul Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp Ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Online Ranadevu Sistemi
İstanbul Tıp Fakültesi Çapa Hastanesi Online Randevu Sistemi
Haseki Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Online Randevu Sistemi
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Telefonla Randevu Sistemi
Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Online Randevu Sistemi
GÜNCEL  HABER

Bebek dostu aile hekimliği merkezi ünvanı almaya hak kazandık.Tüm personele,gebelere,bebekler ve ailelerine teşekkürler.

Sizlere daha kaliteli hizmet verebilmek amacıyla A sınıfı Aile Hekimliği Merkezi olduk ...

Randevu Almak İçin Lütfen 182 Randevu Hattını Arayabilirsiniz veya www.hastanerandevu.gov.tr internet adresinden alabilirsiniz.   

ÇALIŞMA SAATLERİMİZ DEĞİŞTİ...DETAYLI BİLGİ İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ...

 

 

SAĞLIKLI BİLGİLER

Prof.Dr.Ahmet Rasim Küçükusta'dan alıntıdır. Bisphenol A

Yakın geleceğin en önemli gündemlerinden birini bisfenol A oluşturacak
gibi görünüyor.Bisfenol A (BPA) plastik sertleştirici ve
şeffaflaştırıcı olarak günlük hayatta çok sık kullanılıyor.En yaygın
olarak pet su şişelerinden plastik bardak, saklama kabı, konserve
kutuların iç yüzey kaplamalarından yazar kasa fişleri bankamatik
fişleri gibi kırtasiye malzemelerde bile bulunuyor.

"""FDA, daha önce BPA' nın emniyetli bir kimyasal olduğunu bildirmişti
ama BPA' nın sağlığa olan olumsuzluklarını belirleyen araştırmaların
sayısının her geçen gün artması üzerinde internet sitesinde şu
açıklamayı yaptı:"Yeni çalışmaların sonuçları, özellikle bebek ve
çocuk sağlığı bakımından endişe yaratıyor. BPA' nın yiyecek ve içecek
kaplarında yasaklanıp yasaklanmayacağına dair kararımızı bu ayın
sonunda bildireceğiz" diyor.FDA düşüne dursun, Kanada bu kimyasalın
bir "toksin" yani zehir olduğunu ilan etti. Fransa yiyecek
paketlerinde
BPA kullanılmasını yasakladı. Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde
biberonlarda BPA bulunmasına izin verilmiyor. Geçen sene JAMA
dergisinde yayınlanan bir araştırmada, 5 gün süreyle günde bir kutu
konserve sebze çorbası içenlerin idrarındaki BPA' nın açık sebze
çorbası içenlerinkine göre yüzde 1.200 (yazı ile: bin iki yüz) fazla
olduğu ortaya çıkmıştı.BPA, daha çok hormon bozucu bir madde olarak
biliniyor. Kadın seks hormonlarının etkilerini artırıyor, erkek seks
ve tiroit hormonlarının etkilerini ise azaltıyor. Kız
çocuklarındaerken buluğ, erkeklerde sertleşme, erken boşalma ve
kısırlık gibi problemlere yol açıyor..BPA' nın öğrenme ve davranış
üzerine de olumsuz etkileri var, saldırganlığı artırdığı ve öğrenmeyi
güçleştirdiği iddia ediliyor..Eşcinsellik, obezite, diyabet, astım,
kalp-damar hastalıkları, kadınlarda meme, erkeklerde prostat kanseri
BPA ile ilişkilendirilen hastalıklardan bazıları..En korkutucu olan
ise BPA' nın genler üzerine olan etkilerinin sonraki nesilde daha
belirgin ortaya çıkması ihtimali.Japonya' dan sonra Fransa da şubat
ayında BPA' nın tüm yiyecek kaplarında kullanılmasını
yasakladı..Amerika' nın ünlü Campbell çorba firması da ürünlerinin
kutularının iç yüzey kaplamalarında bundan böyle bisfenol A (BPA)
kullanmayacağını bildirdi.Campbell gibi büyük bir firmanın herhangi
bir yasal zorunluluk olmamasına rağmen aldığı kararın BPA' nın tüm
yiyecek ve içecek kaplarında kullanımının yasaklanmasına giden yolda
önemli bir adım olduğunu düşünüyorum."""

Bu alıntıyı takip ettikten sonra plastik sektöründe konunun en hakim
icracılarından ODTÜ kimya mezunu olan ve uzun yıllar plastik
sektörünün en büyük kuruluşlarında en üst seviyede yöneticilik yapmış
bir arkadaşımla görüştüm.Temel sorunun tüketicinin şeffaf ambalaf
talebi olduğu, plastik malzemede seffaflığı sağlamanın bilinen tek
yolunun BPA ile polikarbonat üretimi olduğu, polietilen ve
polipropilen gibi malzemelerin inert olmasına rağmen şeffaf olmadığı
için tüketicinin onayını alamadığını, cam şişenin ekonomik olarak ağır
navlun kalemi yarrtığı için şansı olmadığını, ayrıca kişisel cam şişe
ile su dolum istasyonlarından temin yolunun sağlık bakanlığı su satış
tebliği ile yasaklandığını ve tetrapak gibi malzemenin hem maliyetli
hem de hacim olarak 5 litreden fazla ambalaj üretilemeyeceğini, tek
çözümün ambalaj öaddelerinde BPA kullanımının yasaklanması ve ardından
şeffaf olmayan şişirme plastik malzeme (polietilen-polipropilen gibi)
malzemelere geçmek olduğunu belirtti..

Konu ile ilgili kamuoyu oluşturmanın hekimlik gereği ve insanlık
görevi olduğunu düşünüyorum..

Kış mevsimi Soğuk Algınlığı ve Grip

Sonbahar ve kış aylarının en sık rastlanan hastalıkları üst solunum 
yolu enfeksiyonları. Bunlar arasında da en sık görüleni soğuk 
algınlığı grubu; yani nezle, farenjit, larenjit ve bronşite kadar 
uzanan geniş bir spektrumda adlandırılabilecek, ateşsiz veya çok az 
ateş yapan, halsizlik, boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırma,gıcık 
öksürüğü gibi yakınmalara sebep olan hastalıkları sayabiliriz. Yine bu 
grupta sayacağımız Grip yani Enfluenza var ki 39-40 dereceyi bulan 
yüksek ateş, şiddetli baş ve kas ağrıları, zatürre ve şideetli 
halsizliğe neden olan öldürücü olabilen bir hastalıktır. İlk grup 
hastalıklar için terim olarak sıkça ve yanlışlıkla "grip oldum" tabiri 
kullanılsa da doğru ifade "soğuk algınlığı"dır. 
Bu grup hastalıklarda virüsler etkili mikroorganizmalardır. Bulaşma 
damlacık enfeksiyonu şeklindedir. Hasta şahısların öksürük hapşırma 
gibi yollarla ortam havasına katılan virüs içeren damlacıklar çok uzun 
süre ortam havasında asılı kalabilmekte ve bu damlacıkları soluyan 
kişiler özellikle burun mukozası yoluyla hastalığı kapmaktadırlar. Bu 
mekanizma ışığında ilk korunma yolunun ağız ve burunu kapatan 
bariyerler, örneğin yoğun dokulu kaşkollar kullanmak olduğunu 
belirtmek gerekir. Yine burun yoluyla kullanılan ve burun mukozasında 
antiseptik özelliği olan ve film tabaka oluşturarak koruma sağlayan 
burun spreylerini kullanmak hem kişisel bulaşmaları önlemede hem de 
toplumda virüs yayılmasını önlemede etkilidir. Beta glukan, çinko ve C 
vitamini gibi bağışıklık sistemini aktive eden ilaçların bu tür 
hastalıklara daha az yakalanmada etkili olduklarına dair güçlü 
bilimsel kanıtlar vardır. Antibiyotikler ise bu grup hastalıklarda 
tamamen etkisizdir. Nasıl ki mantar hastalıkları tedavisinde 
antibiyotikler anlamsızsa mantardan çok daha uzak biyolojik yapıya 
sahip olan virüs hastalıklarında da antibiyotikler anlamsızdır. 
Antibiyotikler sadece bakteri kaynaklı hastalık sağaltımında etkili 
oldukları için viral hastalıklara eklenen ikincil bakteriyel 
enfeksiyon varsa kullanılabilir. 
Grip aşısı ise bir önceki yılın en sık görülen 3 enfluenza virus 
suşunun-tipinin- harmanından elde edilir.Ancak suş sayısı hem çok 
fazla olduğu için, aynı suşun bile çok hızlı mutasyona uğrama 
olasılığı bulunduğu için ve aşının üretim yılı sonrası salgının farklı 
suşlar ile olma olasılığı bulunduğu için aşının koruyuculuğu oldukça 
sınırlıdır ve bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü'nün standart önerisi grip 
aşılarının 65 yaş üstündeki kişilerle bağışıklık sistemi zafiyeti olan 
şeker hastaları verem aids vs hastalara uygulanması yönündedir.İki yıl 
önce olduğu gibi salgın suşunun öldürücülüğünün yüksek olduğu 
durumlarda veya salgının pandemi-tüm dünyayı etkileyen yoğunlukta- 
olduğu durumlarda aşının toplumun tüm bireylerine uygulanması 
önerilebilmektedir. 

 

Kalsiyum Hapları Kalp Krizi Riskini Artrıyor..Prof.Dr.Ahmet Rasim Küçükusta`dan alıntıdır.

Yeni Zelanda Auckland üniversitesi tarafından yapılan ve British 
Medical Journal(BMJ) isimli muteber tıp dergisinin son sayısında 
yayınlanan bir meta-analiz kalsiyum haplarının kemik kırıklarını 
önlemediği gibi, kalp krizi ihtimalini de yüzde 30 oranında 
artırdığını orta koydu. Bu sonuç, kalp-damar hastalıkları için asıl 
risk faktörünün kandaki kolesterol yüksekliğinin değil, damarlarda 
biriken kalsiyum olduğunu ileri süren araştırmaları doğrulaması 
bakımından da çok önemli. 

İan Reid ve arkadaşları tarafından yapılan analizde daha önce yapılmış 
olan 15 klinik ve epidemiyolojik araştırmanın verileri 
değerlendirildi. Toplam 11.921 katılımcının 4 sene süreyle takip 
edilmiş olduğu her iki tür araştırmada da varılan sonuç aynıydı: 
Kalsiyum destekleri kalp krizi riskini yüzde 30 oranında artırıyor! 

2008' de gene BMJ' de yayınlanan bir araştırmada da kalsiyum 
desteklerinin menopoz sonrası kadınlarda kalp krizlerini ve kalp-damar 
hastalıkları riskini artırdığı ortaya çıkmıştı. 

Kalp krizlerinin sebebi kolesterol değil! 

Kalp krizi, kalp kasını besleyen ve koroner arterler adı verilen 
damarların sertleşmesi (ateroskleroz=damar sertliği) ve buralarda 
oluşan plakların damarı tamamen tıkamasıyla gelişir. Bu tıkanmanın bir 
numaralı sebebi olarak da hep kanda kolesterol yüksekliği gösterilir. 
Oysa aslında bir çeşit kronik inflamasyon (mikropsuz iltihap) olan 
ateroskleroz ve plak oluşumu için asıl önemli olan kolesterol değil, 
kalsiyumdur. 

Damarın tam olarak tıkanmasına yol açan plakların yapısında yüzde 50 
oranında kalsiyum, yüzde 45 oranında iltihap hücreleri ve hücre 
artıkları, sadece yüzde 3 oranında kolesterol ve yüzde 2 oranında da 
kandaki diğer maddeler bulunur. 

Bu aslında yeni ortaya çıkan bir bilgi değil: Dr. S. Seely, 1991' de 
İnternational Journal of Cardiology dergisinde Batılı ülkelerde 
aterosklerozun esas sebebinin fazla kalsiyum olduğunu, insanların 
günde 200-300 gram kalsiyum aldığı ülkelerde damar hastalıklarına çok 
az rastlandığını ileri sürmüştü. Seely' e göre, genç erişkinler için 
günde 300-400 gram, yaşlılar için ise daha az kalsiyumun yeterli. 

Daha sonra yayınlanan pek çok araştırmada, kalp krizleri ve ölümler 
ile kolesterol arasında bir ilişki olmadığı, diyetteki kolesterolü 
sınırlamanın da kan kolesterolünü ilaçlarla düşürmenin de bir faydası 
olmadığı belirlendi. Ancak bu bilgiler kolesterol ilacı satarak her 
sene milyarlarca dolar kazanan ilaç endüstrisinin ve onların emrindeki 
sözde bilim adamlarının yaygaraları ile toplumdan ustaca gizlendi. 

Kalp krizi riski nasıl belirlenmeli 

Kanda iyisi, kötüsü, çirkini kolesterol düzeylerine bakarak kalp 
hastalıkları riskini belirlemek nasıl bir işe yaramıyorsa, kanda 
kalsiyum miktarlarını ölçmek de bir şey ifade etmez. Çünkü kan 
kalsiyum düzeyi ile koroner damarlarda kalsiyum birikimi arasında 
doğrudan bir ilişki yoktur. 

Kalp hastalığı riskini belirlemenin şimdilik en güvenli yolu koroner 
damarlardaki kalsifikasyonun yani kalsiyumun ölçülmesi ama bu her 
zaman yapılabilecek bir test değil. Çünkü hem pahalı bir yöntem ve hem 
de işlem sırasında ciddi miktarda radyasyona maruz kalma tehlikesi 
var. 

Bu araştırmadan çıkarılması gereken iki önemli sonuç var: 

Birincisi, kalsiyum desteklerinin kemik kırıklarını önlemede etkili 
olmadıkları; ikincisi ise kalsiyum desteği alanlarda kalp krizi ve 
kalp-damar hastalıklarına bağlı inme ve ölümlerin daha fazla 
görülmesi. 

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de milyonlarca insan osteoporoza 
karşı kalsiyum hapları içiyor ama anlaşılan o ki bunların bir faydası 
olmadığı gibi üstelik ölümcül riskleri de çok yüksek. 

Şunları unutmayın: 

BİR: İlaç endüstrisi kalp krizlerini önlemek için bundan sonra kanda 
kalsiyumu düşüren ilaçları parlatmaya ve sonra da bunları dayatmaya 
başlayacaktır haberiniz olsun; sakın inanmayın! 

İKİ: Yumurtanın, sütün, tereyağının yasaklanması nasıl bir işe 
yaramıyorsa, kalsiyum ihtiva eden besinleri yasaklamanın da bir 
faydası olmadığını aklınızdan çıkarmayın. 

ÜÇ: Kalsiyum hapları alacağınıza süt, yoğurt, peynir, fasulye, 
barbunya, lahana, ıspanak, brokoli gibi kalsiyumdan zengin besinlere 
ağırlık verin. 

 

Kolesterol ilaçları: Pazarlama taktikleri ve firma sponsorluğu bulunmayan bir araştırma...

15 mart 2010 tarihinde yayınlana, ABD hükümeti tarafından finanse 
edilen ve yaşları 40 ile 79 yaş arasında olan 10 binden fazla şeker 
hastası üzerinde yapılan "Action to Control Cardiovascular Risk in 
Diabetes" (ACCORD) adlı araştırmanın neticeleri tıp dünyasında büyük 
şaşkınlık yarattı. Çünkü bugüne kadar kolesterol ne kadar düşük olursa 
kalp hastalıkları riskinin de o kadar az olacağı sanılırdı. Bu 
araştırma bu varsayımın doğru olmadığını, hatta bunun daha zararlı 
olabileceği gerçeğini ortaya çıkardı. 

ACCORD' da hastaların bir kısmı 5 yıl boyunca sadece statinlerle ve 
bir kısmı da statinlere ek olarak fibrat sınıfı ilaçlarla tedavi 
edildiler. Statinler, "kötü kolesterol" (LDL) düzeyini düşüren, 
fibratlar ise trigiliseritleri düşüren ve "iyi kolesterol" (HDL) 
seviyelerini artıran ilaçlar. 

Araştırma sonucunda, beklenildiği gibi, her iki ilacı alan grupta 
trigliseritlerin azaldığı, iyi kolesterolün arttığı belirlendi ancak 
bu hastalarda kalp krizi ve felç riskinde ve bunlara ilgili ölümlerde 
bir azalma olmadığı ortaya çıktı. 

Bu araştırmanın bir başka kolunda ise şeker hastalarında kan basıncını 
daha çok ilaçla 140 yerine 120'in altına düşürmenin de kalp-damar 
hastalıkları riskini azaltmadığı belirlendi. Üstelik daha fazla ilaç 
alan grupta tansiyonda aşırı düşme ve potasyum yüksekliği gibi çok 
ciddi yan etkiler de görüldü. 

Bu bulgulardan çıkarılması gereken sonuç şu: Şeker hastalarında 
tansiyonu, kan yağlarını daha fazla azaltmak kalp-damar hastalıkları 
riskini azaltmıyor. 

Bu araştırma sadece şeker hastaları ile yapılmış olmakla beraber aynı 
durumun şeker hastası olmayanlar için de geçerli olacağını söylemek 
yanlış olmaz. 

LDL-kolesterolün daha çok ve/veya daha yüksek dozda ilaçla daha çok 
düşürülmesinin şeker hastası olmayanlarda da kalp-damar 
hastalıklarının komplikasyonlarını azaltmakta önemli olmaması aklın ve 
mantığın gereğidir. 

Çünkü bu hastalıkların temelinde yatan ateroskleroz yani damar 
sertliği doğrudan kan kolesterol düzeyleri ile ilgili bir durum 
değildir. Ateroskleroz esasında düşük yoğunluklu bir inflamasyondur; 
başka bir deyişle herhangi bir mikrobun etken olmadığı bir çeşit 
kronik bir iltihaptır. 

Aterosklerozun sebebi LDL-kolesterolün yüksekliği ve/veya HDL- 
kolesterolün düşüklüğü değildir. Çünkü LDL-kolesterol seviyeleri 
normal, hatta düşük olan kişilerde de yüksek olanlar kadar ağır 
ateroskleroz gelişebilir. LDL-kolesterolü çok yüksek olanlarda 
belirgin bir ateroskleroz olmayabilir. 

Kan kolesterol düzeylerinin giderek daha aşağı çekilmesinin sebebi 
daha fazla insanın kolesterol düşürücü ilaç kullanmasını sağlamaktır. 
Amerikan Kalp Derneği (AHA) kalp hastalıklarının önlenmesi için LDL- 
kolesterolün 100' ün, yüksek risk grubundakilerde ise 70' in altında 
olması gerektiğini bildiriyor. Bu kriterlere göre, mesela dünyanın en 
sağlıklı insanlarının yaşadığı Norveç' de 40 yaşın üzerindeki 
erkeklerin yüzde 85' i ve kadınların yüzde 20' si 'yüksek risk' 
grubuna giriyor ve kolesterol düşürücü ilaç kullanmaları gerekiyor. 

Oysa kolesterol düşürücü ilaçların kalp hastalığı olmayan her yaştaki 
kadında ve 69 yaşın üzerindeki erkeklerde yararlı olduğunu gösteren 
güvenilir bir kanıt yoktur. 

Üstelik de sağlıklı insanlarda gereksiz yere kullanılan bu ilaçların 
önemli ekonomik kayıplar yaratması yanında, çok ciddi yan etkileri 
olabilecekleri unutulmamalıdır. 

Gelelim neticeye 

Kolesterol yüksekliği, sigara, hareketsizlik, dengesiz beslenme, 
şişmanlık, yüksek tansiyon, diyabet, stres gibi kalp krizi ihtimalini 
artırabilen risk faktörlerinden sadece biridir. Kolesterol yüksekliği 
tek başına asla bir hastalık değildir ve kalp hastalığı riski olmayan 
insanların tedavi edilmesi de kesinlikle gerekmiyor. 

Kolesterolü çok fazla düşürmenin faydalı değil aksine zararlı olması 
ihtimalini yabana atmamak lâzım.